Bir “aşk” hikâyesi ve sol
Ergenekon konusunda “solun” şaşkınlığı ortada ama umut verici gelişmeler de olmaya başladı.
Ortaya
çıkanlardan sonra, en azından operasyona karşı çıkma durumundan bekleme
durumuna geçenlerin sayısında artış var. Ama bu durum bile bir
“buzlukta olma hali.”
Zaten biliniyor; Sovyetler zamanında
işçi sınıfını dünya iktidarda zannediyordu; ama o aslında buzluktaydı.
Şimdi de Ergenekon’dan IMF’ye kadar bütün güncel gelişmelerle ilgili
olarak Türkiye’de de “sol”, durumun farkındaymış gibi yapıyor, ama
değil tabii; bir öyle kalakalma hali var. Buzluktaki işçi sınıfı gibi.
Bu buzluktaki işçi sınıfı hikâyesi Protazanov’un ilk filmidir. Aslında
ilk bilim kurgu filmi de sayılabilir: Aelita.
Film hemen devrim sonrasında Lenin’in Yeni Ekonomik Politika (NEP) döneminde Moskova’da geçiyor. Şöyle:
Kahramanımız
Los sıkıcı günlük hayatını kâbusa çevirecek bir dert edinmiştir. Karısı
Natasha’nın kendisini aldattığını sanmaktadır. Bu sıkıcı ve dertli
günlerde Los ve arkadaşı Spiridonov dünyaya ulaşan gizemli bir radyo
mesajına rastlarlar. Mesaj Mars’tan gelmektedir. İşte tam o sırada
Mars’taki diktatörlüğün başındaki Tuskub’un kızı olan Aelita,
teleskopla dünyayı izlerken gözü Los’a takılır. Böylece Los ile Aelita
arasında kendilerinin bile farkında olmadığı, telepatik bir aşk
başlamış olur. İlerleyen günlerde Los’un aile içi kaygıları ve
bunalımları artar. Los karısı ile ilgili şüphesinin doruğa çıktığı bir
gün Natasha’yı öldürür. Hikâyenin bundan sonrası çok ilginç ve
fantastik.
Los, ortadan kaybolan mühendis arkadaşı Spiridov’un
yaptığı çizimlerden yararlanarak Mars’a gidecek bir uzay gemisi inşa
eder. Kızıl Ordu erlerinden Gusev ve Komiser Kratsov’u yanına alarak
Mars’a doğru yola çıkar. Ekip Mars’a vardığında karşılaştıkları şey,
acımasız bir diktatörlük ve güzeller güzeli kraliçe Aelita’dır.
Kraliçe
Aelita’nın gezegeninde işçiler ancak kendilerine ihtiyaç duyulduğunda
günlük hayata katılmakta onun dışında soğuk hava depolarında
hapsedilmektedirler.
Bu durumda başta Kızıl Ordu elemanı Gusev
ve kahramanlarımız işçileri bilinçlendirme ve örgütleme faaliyetlerine
başlarlar. Gusev bir yerde işçilere şöyle seslenir: “Eskiden biz de
sizler gibiydik. Kurtuluşunuz size bağlı, birleşin! Mars Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti için birleşin!” Bu arada Kraliçe Aelita da, biraz
Los’a karşı duyduğu aşk biraz da başka hesaplarla, kahramanlarımızın
safına geçerek diktatör babası Tuskub’a bayrak açar. Aelita’nın bu saf
değiştirmesi Mars’ta devrimi başlatır. Aelita’nın önderliğinde (Evet,
bir kadının önderliğinde) devrim gerçekleşir. Ama asıl sürpriz şimdi:
Eski Kraliçe yeni devrim önderi Aelita hemen devrim sonrası
kahramanlarımızı saf dışı etmekle kalmaz devrim için buzluktan çıkan
işçi sınıfını yeniden buzluğa yollar. İşçiler soğuk hava depolarının
yolunu tutarken aşk konusunda ikinci kez yenilen Los, devrim
yenilgisini ise hazmedemez ve Aelita’yı merdivenlerden iterken gerçek
ile hayal arasındaki çizgi belirsizleşir ve olanların, Natasha’nın
ölümü dâhil, Los’un hayali olduğu anlaşılır.
Sovyet sinemasının az bilinen ama içerdiği simgesel mesajlar itibariyle önemli yapıtlarından biri olan Aelita filmi aynı anda birçok şeyi anlatmayı başarır.
Kişisel yaşam devrim anaforunu ve çelişkisini çok çarpıcı simgelerle açıklar.
Ama bundan daha önemlisi Nâzım’ın balığı gibi deryanın içinde olup ta deryanın farkında olmayanların durumunu da anlatır.
Hikâyede,
Los’un uğradığı acıyı ve yenilgiyi yaşayan sahici bir adam var: Nikolay
Buharin. Buharin, 1924’ten sonra yaptığı teorik çalışmalarda çok önemli
tespitler ve açılımlar yapmıştı. Buharin, Stalin’in aksine küçük meta
üretiminin ve köylülüğün yumuşak bir geçiş için korunması gerekliliğini
düşünüyordu. Stalin ise tarımdan sanayie kaynak aktarımının yoğun ve
hızlı olması gerektiğini, kapitalizmle yarışmanın, onu başka bir
biçimde, diktatörlükle taklit ederek mümkün olacağını savunuyordu. Bu
yaklaşım, Sovyet rejiminin, işçi sınıfını buzluğa koyan bir
diktatörlüğe dönüşmesine yol açtı. Bu, içe kapanmayı ve diktatörlüğü
besleyen bir otarşiyi de getiriyordu. Oysa kapitalizmin tekelci
döneminin karşısına, kapitalizmin bir başka yüzü olan devlet tekeli ile
değil de, üreticilerin ve çalışanların inisiyatifinin geçerli olacağı
–küçük mülkiyeti ve demokrasiyi koruyan- yeni bir yönelim ve anlatıyla
geçilebilirdi. Ama Stalin’in dediği; yani acayip devlet kapitalizmi
geçerli oldu.
Buharin 1938’de idam edildi. Los kâbus görmüştü
ama Buharin görmüyordu. Buharin’in kâbusu hâlâ başımızda; bu kâbus
geçerli oldukça “solcuyum” diyen bir takım adam ve kadınların devlet
merakı hep devam edecek.
Diğer Cemil Ertem Makaleleri:
- 09.01.2009 - Evet, ne yazık ki, burada siz de varsınız!
- 06.01.2009 - Savaş bölgeleri dinamiği
- 02.01.2009 - Yoksulların dini
- 30.12.2008 - Katliamcının değişen portresi
- 26.12.2008 - Putin kim, farkında mısınız?
- 23.12.2008 - Durgunluğun siyasi sonuçları
- 19.12.2008 - IMF Türkiye’ye değil, Türkiye IMF’ye program önermelidir
- 16.12.2008 - Korumacılık mı dediniz?!..
- 12.12.2008 - Anarşist çocuklar, endüstri solcuları ve devletleri...
- 09.12.2008 - Yalan yanlış ekonomi haberleri üzerine...
- 05.12.2008 - Değişen CHP değil, devlet!
- 02.12.2008 - Bu krizde Türkiye’nin sorusu ve fırsatı
- 28.11.2008 - “Birleştirici seçkinler”, Saadet Partisi ve Halis Toprak
- 25.11.2008 - Darbe olmadı; yeni “Milliyetçi Cephe” verelim!
- 21.11.2008 - İmal edilmiş belirsizliği aşmak için...
- Tüm yazıları
EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
http://en.wikipedia.org/wiki/Aelita
http://en.wikipedia.org/wiki/Silent_film
Cleaning Women - Aelita 1924

